logo

03 Haziran 2017

Bir Melankoli Anının Yazısı


S B Kekeç
kekec@damla.nl

Her gün bir çok şeyden rahatsız olmuşumdur. Bir çok kez kendi kendimi yargılamış kendi kalemimi kendim kırmışımdır.

Toplumun içerisinde bulunduğu durum siyasilerin vurdumduymaz tavırları hatta hem kendi ülkelerine ve tarihe karşı içinde bulundukları ihanetvari tavırları beni yaralamıştır. Olan biteni gördükçe dünya üzerinde oynanan oyunları anladıkça canım yanmış kalbim ince ince kanamıştır.

Hele olup biten karşısında elinden bir şey gelmemesi insanın kendisini aciz hissetmesine neden oluyor. Aciz hissettikçe de canım daha çok yanıyor.

Dostayovski suç ve ceza isimli eserinde toplumun kanayan yarası tefeciliği yok etmek için cinayet işleyen Raskalnikof’un çektiği vicdan azabını anlatır. Günümüzde ise insanlar farkında olmadan her gün onlarca cinayet işliyor. Bu öldürdükleri insanların başında ise kendileri geliyor ve kendileri dahil bunun hiç kimse farkında değil.

Her gün çeşitli yalanlarla kendi kalblerine yalan söyleyenler, yaptıkları ibadet  ve iyilikleri bile toplumda bir yerlere gelmek için riya içerisinde yapanlar sizce kendilerine ihanet etmiyorlar mı? Ve her gün bıkmadan usanmadan kendilerini öldürmüyorlar mı?

Ya uyuşturucu batağında çırpınan ve içinden milyonlarca kez kendisine kızan  kurtulmak istemesine rağmen iradesine yenik düşüp her gün bin kez lanet okuyarak o zehri kullananlar kendilerini öldürmüyorlar mı?

Çoluk çocuğunun rızkını güzünü kırpmadan daha fazla kazanma hırsıyla kumara yatıran insan kendisini öldürmüyor mu?

Emekçisinin hakkını çalan daha fazla kazanmak için işçisinin emeğini, sağlığını geleceğini çalan patron her gün kendisinin yanı sıra işçisini de öldürmüyor mu?

Tüketim toplumu yaratılarak her gün daha fazla lüks madde tükettirilmesi için reklamlarla beynine yapılan işkencelerle yönlendirilen toplum her gün kaç kez öldürülüyor dersiniz? Bu lüks metaryallere sahip olabilmek için bedenini satan, hırsızlık yapan kendisini öldürmüyor mu?

Peki ya bütün bunlara engel olmak varken kumarı devlet eliyle oynatan, uyuşturucuyu bakkaldan ekmek almak kadar kolay hale getiren, eğitimi her geçen gün yozlaştırarak bir ülkenin geleceğini yok eden, verilen adil olmayan hukuki karar ve uygulamalarıyla toplumundaki adalet duygusunu öldüren siyasiler katil değil mi?

Toplumun içinde bulunduğu hastalıkları görüp yardım etmek istercesine masumane örgütler oluşturup bunları kendi çıkar ve menfaatleri için kullananlar toplumdaki güven duygusunu katletmiyorlar mı?

Toplumun değer ve yargılarını kullanarak suistimal ederek menfaatleri doğrultusunda kullananlar siyasi ya da dini cemaat liderleri toplumun katilleri değiller midir?

Aynaya korkmadan bakabilen vicdanı huzur içerisinde ve özgür olan kaç siyasetçi var dersiniz? Demokrasi anlayışı içerisinde özgür olması gereken düşünceler medya denen görsel silahlarla her gün kaç kez öldürülüyor dersiniz?

Toplumda her gün herkes onlarca kez kendisini öldürürken siyasiler kendilerini hiç mi sorguya çekmezler. Para babalarına uşaklık ederek onların istedikleri yasa ve kanunları çıkartan siyasiler kendilerini öldürürken bir ülkeyi ve tarihini de katlettiklerinin farkındalar mıdır acaba?

Bir melankoli anında yazılmış bir yazı işte: Ne kadar ciddiye alır bu düşüncelerin ne kadarına katılırsınız size kalmıştır.

Zaman ayırıp okuma lutfunda bulunduğunuz için teşekkür ediyor daha aydınlık yarınlar duasıyla selam ve saygılarımı sunuyorum.

© Seyyid Burhaneddin Kekeç

 

 

 

Share
672 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • It takes a village

    29 Aralık 2017 Auteurs

    It takes a village Emel Özaynacı - Aktan Elif heeft lang golvend haar, donkerblond, haarkleur van haar tante Hulya want ik ben veel donkerder.. Tenger postuur en eigenwijs gezicht met een te grote bril op het puntje van haar neus. Haar kleine zweethandjes in mijn hand lopen we naar de basisschool. Eerste dag vandaag. Zij is pas 4 geworden. Haar rugzak, veel te groot voor haar postuur, hangt een beetje scheef op haar rug. De hengsels staan te ver uit elkaar voor haar schoudertjes.. Haar rugzakje is ook best zwaar, er zitten boterhammen in...
  • Brandbrief aan Halbe Zijlstra kersverse minister van minister van Buitenlandse Zaken

    01 Kasım 2017 Auteurs

    Geachte minister, Ik richt mij –denk ik- wel namens een kleine half miljoen Nederlandse Turken. Hoewel ik geen officiële vertegenwoordiger van deze groep, kan ik u gezien mijn breed netwerk verzekeren dat ik hun emoties en wensen goed ken. Na het record van de langstdurende formatie is er eindelijk een nieuw kabinet. Daar zijn wij met z`n allen erg blij om. Jullie hebben laten zien dat ondanks 4 diverse verkiezingsprogramma’s één regeringsprogramma kan worden gevormd. Naar mijn idee is er geen ander beter Nederlands export product dan ...
  • Neresi Gurbet, Neresi Sıla

    07 Haziran 2017 Auteurs

    Bu yazının sipariş işareti “gidişi hüzünlendiren kadife sesli bir dostun  “İnsan zamanını durdurmak istediği yere aittir” sözü oldu. Söz kendisine aitse  ‘aşk olsun! bu söze,  ‘turnayı gözünden vurmussun’ demek  geldi iҫimden.     İnsanı duraksattıran bir saptama; yazma heveslisini kıskandıran cinsten. Bu sözden sonra melankölik yanım gurbet türkülerini getirirken yadıma, yalnızlık ҫeken köyüm – Özvatan`daki Kalaycık tepesine düşündüm yine.           Ne mistik bir ҫekiciliği var. Zamanımı durdurmak istediğim yerlerin başında orası gelir. Bil...
  • SPIRITUEL UYANIŞ ZAMANI

    04 Haziran 2017 Auteurs

    Günlük koşuşturmammanın  içinde iç sesimizi duyabilmek için ne kadar zamanımız var ? Yoksa hep bir yerlere  yetişmenin, herseyi zamanında ve doğru yapmanın telaşı içinde miyiz ? Sağlık kontrollerimizi aksatmıyoruz, düzenli besleniyoruz, spora vakit ayırıyoruz; peki ya ruhumuzun ihtiyaçlarını karşılıyormuyuz?  Ya da ruhumuz ne istiyor biliyor muyuz? Bütün bunların yanısıra şimdi sırada bambaşka bir hedef var: RUHUMUZU BESLEMEK, ona inanmak ve onun sesiyle hareket etmek istiyoruz. Bu amaҫla  Belçika ve Hollanda`da  kişisel eğitimler başlatt...