logo

03 Haziran 2017

Kutuplaşmaya Son Vermek Gerek


Suat Ari
asari@damla.nl

Uzun bir aradan sonra Damla Gazetesi bu sayıyla tekrar yayın hayatına başladı. Bundan önceki bütün sayılarda önce köşe yazarı daha sonra da genel yayın yönetmeni olarak hizmet verdik. Yeni dönemde ise sadece yazılarla destek vermeye çalışacağız inşallah. Oldukça yorucu ve bir o kadar da masraflı bir iş gazete çıkarmak. Hem imkanlar kısıtlı hem de kadro yetersiz. Bu durum Avrupa’da yayınlanan gazetelerin hepsi için geçerli. Bütün olumsuzluklara rağmen gazeteyi tekrar yayınlama cesareti gösteren arkadaşım Erol Çokluk başta olmak üzere yayında emeği geçen veya geçecek olan herkese başarılar dilerim.

Bu girizgahtan sonra sadede gelelim. Yazacak konu çok, ancak okuyucu kitlesinin profili hangi konuya değineceğimizi belirliyor. En azından bu benim için böyle.

Geçen yüzyılın sonlarından itibaren göçmen kökenlilerle ilgili politikalar günden güne daha olumsuz hale gelmeye başladı. Önceleri kendi kimlik ve kültürünü muhafaza ederek topluma uyumdan söz edilirken, zamanla göçmen kökenlilerin kendi kimlik ve kültürünün bir sorun olduğu ve uyumun önündeki en büyük engel olduğu fikri gerek bazı aydınlar gerek siyasiler tarafından sürekli zihinlere enjekte edildi. Bu özellikle de Müslüman göçmenler hedef alınarak yapıldı ve hala yapılmakta. Artık uyum denince sadece asimilasyon kastedilmektedir.

Siyasetteki bu evrilme tabii olarak göçmen kökenlilerde bazı refleksleri de harekete geçirdi. Onlardan beklenenin aksine kendi kimlik ve kültürlerini aramaya yöneldiler. Kendilerine giydirilmek istenen gömleği ellerinin tersiyle ittiler dersek abartmış olmayız. Bununla da kalmayıp yerli toplumla olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye başladılar. Özellikle gençler olmak üzere değişik etnik kökenliler farklı farklı şekillerde kendilerini ifade etmeye başladılar. Mesela Fas kökenliler itaatsizlik yoluyla tavır koyarken Türk gençleri de kendi kabuklarına çekilmeyi tercih ettiler. Toplumun geneline yönelik sosyal hareketleri terk edip kendi sosyal gruplarını oluşturdular. Böylece Hollanda kamuoyunun arzu ettiğinin aksine bir gelişme ortaya çıktı.

Bu süreç şüphesiz sadece Hollanda ile sınırlı değildir. Tüm Batı Avrupa’da aynı süreç aşağı yukarı aynı sancılarla devam etmektedir. Göçmen kökenli gruplar içinde en dikkat çekici tavır Türklerde görülmektedir. Türkler diğer gruplara nazaran etnik kökenine daha çok vurgu yapmakta ve Türkiye ile bağlarını referans almaktadırlar. Tabii ki, hem Türkiye’nin Avrupa’daki vatandaşlarını sahiplenmesi hem de Avrupa’nın zaman zaman Türkiye’ye karşı takındığı çifte standart bu durumu iyiden iyiye pekiştirmektedir. Hatta bir ifrat, başka bir deyişle aşırılık söz konusudur. Kantarın topuzu iyiden iyiye kaçtı diyebiliriz. Kantarın topuzunun kaçması için tüm taraflar ellerinden geleni yapmaktan kaçınmadılar ve iki toplum arasına kalın bir perde çekilmesine sebep oldular. Şimdilerde de perdenin arkasından taraflar birbirlerine saldırmakla meşguller.

Biz Türkler için yaşadığımız süreç oldukça kaygı vericidir. Bu kutuplaşmanın hem kısa  hem de uzun vadede ciddi zararları olacaktır. Eğer bir an önce önlem alınmazsa zaten var olan ayrımcılık iyice pekişecek ve ayrışma her alana sirayet edecektir. Haliyle bu olumsuzluğu bertaraf etmek için sağduyulu hareket etmeli ve toplumu geren tavır ve ifadelerden kaçınılmalıdır. Tavır ve tepkilerimizi yaşadığımız ülke değerlerine saygı duyup sahiplenerek yapmalıyız ki yanımızda bizden başkaları da olsun. Bize göre bir yanlış söz konusu olunca genelleme yapmaktan da özellikle kaçınmamız gerekir. Nitekim kimse bir başkasının eylem ve söyleminden sorumlu değildir. Bu bizim için nasılsa başkaları için de öyledir. Yanlış bulduğumuz her şeyi eleştirelim, ama bunu yaparken hakkaniyetten de ayrılmayalım. Bu ülke bizim de ülkemiz ve bir çok açıdan bu ülkenin bir ferdi olmak büyük bir ayrıcalıktır. Bu en azından benim için böyledir. Anayasa’nın birinci maddesi değişmediği sürece bu böyle kalacaktır. Hareket noktamız uygulamadaki olumsuzluklar değil alt yapının bize sunduğu imkanlar olmalıdır derim.

Ahmet Suat Arı

3 Haziran 2017

Share
634 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • It takes a village

    29 Aralık 2017 Auteurs

    It takes a village Emel Özaynacı - Aktan Elif heeft lang golvend haar, donkerblond, haarkleur van haar tante Hulya want ik ben veel donkerder.. Tenger postuur en eigenwijs gezicht met een te grote bril op het puntje van haar neus. Haar kleine zweethandjes in mijn hand lopen we naar de basisschool. Eerste dag vandaag. Zij is pas 4 geworden. Haar rugzak, veel te groot voor haar postuur, hangt een beetje scheef op haar rug. De hengsels staan te ver uit elkaar voor haar schoudertjes.. Haar rugzakje is ook best zwaar, er zitten boterhammen in...
  • Brandbrief aan Halbe Zijlstra kersverse minister van minister van Buitenlandse Zaken

    01 Kasım 2017 Auteurs

    Geachte minister, Ik richt mij –denk ik- wel namens een kleine half miljoen Nederlandse Turken. Hoewel ik geen officiële vertegenwoordiger van deze groep, kan ik u gezien mijn breed netwerk verzekeren dat ik hun emoties en wensen goed ken. Na het record van de langstdurende formatie is er eindelijk een nieuw kabinet. Daar zijn wij met z`n allen erg blij om. Jullie hebben laten zien dat ondanks 4 diverse verkiezingsprogramma’s één regeringsprogramma kan worden gevormd. Naar mijn idee is er geen ander beter Nederlands export product dan ...
  • Neresi Gurbet, Neresi Sıla

    07 Haziran 2017 Auteurs

    Bu yazının sipariş işareti “gidişi hüzünlendiren kadife sesli bir dostun  “İnsan zamanını durdurmak istediği yere aittir” sözü oldu. Söz kendisine aitse  ‘aşk olsun! bu söze,  ‘turnayı gözünden vurmussun’ demek  geldi iҫimden.     İnsanı duraksattıran bir saptama; yazma heveslisini kıskandıran cinsten. Bu sözden sonra melankölik yanım gurbet türkülerini getirirken yadıma, yalnızlık ҫeken köyüm – Özvatan`daki Kalaycık tepesine düşündüm yine.           Ne mistik bir ҫekiciliği var. Zamanımı durdurmak istediğim yerlerin başında orası gelir. Bil...
  • SPIRITUEL UYANIŞ ZAMANI

    04 Haziran 2017 Auteurs

    Günlük koşuşturmammanın  içinde iç sesimizi duyabilmek için ne kadar zamanımız var ? Yoksa hep bir yerlere  yetişmenin, herseyi zamanında ve doğru yapmanın telaşı içinde miyiz ? Sağlık kontrollerimizi aksatmıyoruz, düzenli besleniyoruz, spora vakit ayırıyoruz; peki ya ruhumuzun ihtiyaçlarını karşılıyormuyuz?  Ya da ruhumuz ne istiyor biliyor muyuz? Bütün bunların yanısıra şimdi sırada bambaşka bir hedef var: RUHUMUZU BESLEMEK, ona inanmak ve onun sesiyle hareket etmek istiyoruz. Bu amaҫla  Belçika ve Hollanda`da  kişisel eğitimler başlatt...