logo

SÜRYANİLERDE GÖҪ SONRASI KİMLİK ARAYIŞI

Analiz – Burhanettin Carlak

Hollanda`nın Almanya sınırına yakın şehirlerinden Hengelo`da bir süredir sosyal-refah kurumu Wijkracht seri konferanslar organize ediyor.  Bu konferansların ilkinde şehrin belediye başkanı Sander Schelberg yeni vatandaşlık kavramı üzerinde bir sunum yapmıştı. Bu kez Hollanda`daki yaklaşık 30 bin Süryani`nin dini lideri Metropolit Mor Polycarpus Augin Aydın ve antropolog Jan Schikking`i dinleme fırsatı bulduk.

Konferansda ağırlıklı olarak belediye memurlarının ve sosyal hizmetler ҫalışananların ilgi odağı. Yaklaşık yarım asırdır ülkede göҫmen olarak yaşayan Süryanilerin kimlik sorunlarından yaşlıların bakım kültürüne kadar karşılaştıkları sosyal sorunları ele alındı.

Metropolit Aydın  selefi  Julius İsa Ҫicek`in 2005`de vefatından sonra göreve geldi. Genҫ eğitimli-donanımlı ve son derece de nazik birisi. Almanya sınırında Morephrem Manastırında kalıyor. Manastır şehir dışında ve iҫinde Almanya ve Hollanda`da vefat eden Süryanilerin de gömüldüğü kendilerine ait bir mezarlığa sahip. 2005 Yılında önceki metropolit Ҫiҫek`in cenazesine dünyanın bir ҫok bölgesinden Süryani lider katılmıştı. Törenin izdihama yol aҫmaması iҫin belediye yüzlerce  otobus kiralamış ve ziyaretcilerin havalimanına park etmelerine imkan sağlanmıştı. Cenazede siyasilerin yanı sıra Diyanet Vakfı temsilcileri de ҫelenkle taziye bulunmuşlardı.

Metropolit Ҫiҫek`in cenaze törenine Hindistan`dan gelen temsilcileri görünce ҫok şaşırmıştım. O zaman öğrendimki sayıları milyonları bulan Süryanı Ortodoks dinine mensup Hintli, dönemin misyonerlik faaliyetleri ile din değiştirmisler. Bugün de sayıca en büyük Süryani Ortodoks nufusu galiba Hindistan`da.

2006 yılında metropolit Aydın`la bir tv röpörtajı yapmıştım. Kendisi o zaman tüm Orta Doğu`da yaşanan siyasi olumsuzluklarla haksız yere ilintilendirildiklerini anlatmıştı. Röpörtaj sonrası Süryanilerin 3 bin yıllık tarihini anlatan bugüne kadar yapılmış en kapsamlı belgesellerden olan  Italyan yapıtı ‘The Hidden Pearl’ (gizli inci) ҫalışmayı hediye etmişti.

Topluma Yabancılaşan ve Yalnızlaşan Yaşlı nufus

 

Metropolit Aydın Princeton Universitesi`nde doktorasını yapmış. Türkҫe`nin yanı sıra İngilizce`ye de hakim. Uzun yıllar sonra kendisini Hollandacayı ҫok iyi ögrenmiş birisi olarak gördüm. Programın ruhuna da uygun olarak dini dogma veya tarihi bir sunumdan öte,  ‘günlük hayatta bölge şehirlerinin artık üҫüncü nesil vatandaşı, semt sakini olarak nasıl bir insan tipi görüyoruz’ teması üzerinde durdu. Sosyolojik gerҫekler ışığında kendi farklı ülke ve bölgelerden gelen tabanının  nasıl hızlı değiştiğini hiҫ bir kompleks ve gurura kapılmadan anlattı.

Yaşlı birinci nesil Süryanilerin karşı karşıya kaldıkları “yabancılaşma” sendromu ile ilgili gösterilen fotograflar bir metafor olarak aynı zamanda göҫmen Türklerin hikayesi : “ata-erkil bir toplumdan, hiyerarşik etkisi silinen, dede olarak sahip olduğu hayat tecrübesinin değer ifa etmediğı yeni bir toplumdaki ҫelişkilere sahip,  endişeli ve  kendisini sürekli kontrölü elinden kaҫıran, meselelere hakim olamayan ve fikri sorulmayan, edilgen ve bağımlı gören yaşlı bir nufus sürekli yalnızlıkla karşı karşıya

Kollektif haraket eden bir toplumdan, sürekli ferdileşen, kadın emansipasyonunun sürekli arttığı, sosyal devlet imkanları ile sosyal dayanışma ve birbirine bağlılığın neredeyse ortadan kalkığı bir yapı. Sosyal Konrol (mahalle baskısı) eski fonksiyonunu yitirmekte. Özellikle genҫ nesil artık kendi toplumundan insanlarla aynı mahallede oturma ihtiyacı hissetmiyor. Eskiden yan yana dört Süryani ailenin evi olabiliyordu ama bu durum değişiyor. Kendisini koruma adına iҫine kapalı, muhafazakar hatta tutucu sayılabilecek homojen bir yapı artık değişiyor.

Aynı şekilde Kilise`nin rölü Süryaniler aҫışından değişmekte. Toplum hukuk ve sosyal yardımlaşma gibi fonksiyoner bir ҫok özelliğini göreceli olarak kaybediyor. Turabdin olarak adlandırılan Midyat-Kamışlı bölgesinden gelen bir tarım toplumu hızla şehirleşiyor. Bu da bir nevi anonim olmak, şehir kimliğinde  kaybolmak demek.

İҫtenlikle-samimiyetle ortaya konulmuş bu tablo toplumsal konularda kafa yoran herkes iҫin düşündürücü ama toplum mühendisi olma iddasindakiler iҫin de enfes veri, hatta bilgi deposu.   Sosyal bilimler ışığında kendi toplumunu bu denli analiz edebilen bir din adamı kendi cemaatleri iҫin bir şans.

Göҫmen olarak konuya toplum transformasyonu olarak bakıp, kendimizden ҫok şey bulabiliyoruz. Ama Türk olarak bakınca bize has siyasi kültürümüzün doneleri karşımıza ҫıkıyor.

Kadim Kültür

Gerҫek anlamda kadım bir kültüre sahip Süryanilerin ana dili Hazreti İsa`nın konuştuğu dil. Dolayısı ile  vahiy olan Hiristiyanlık ve ilk dönemde yayılan Hırıstiyanlık bu dilde yapılmış. Aramice, ҫok zengin bir dil olan Arapҫa ve ve İbranice üzerinde ҫok baskın bir etkiye sahip.  Toplum olarak Ermenilerle birlikte Hiristiyanlığa geҫen ilk toplum. Ancak Ermenilerle başta siyasi olmak üzere etnik köken, dini mezhep ve siyasi bakış aҫışından önemli farkları var.. Dönemin teoliji metinlerini anlamak iҫin bu dili bilmek de önemli.  Bunun yanı sıra Rönesansın oluşmasında etkili olmuş eski Yunan tercümelerini yeniden Arapҫa üzerinden Batı`ya kazandıran akım iҫinde  Süryani damar etkili.

Ortadoğu`da Süriye, Irak, İran, Ürdün, İsrail ve Türkiye gibi ülkelerde dağınık olarak yaşayan Süryaniler farklı nedenlerle Batı Avrupa ülkelerine göҫ ederek yeni küҫük bir diaspora (gerҫek anlamda) oluşturuyorlar.  Göҫ nedenleri genelde politik nedenlerden oluşuyor.  Mahalle baskısı diyebileceğimiz bunaltıcı pskikolojik ortamdan kurtulmak istiyorlar. Bir ҫok azınlık gruplarda olduğu gibi ticaret gelenekleri var ve zanaaktkar, meslek toplumu. Ekonomik nedenler bu yüzden asıl sebeb sayılamaz. Türk göҫünden ayrılan nokta burası.

Ticari faaliyetlerin dışında bu ülkelerde Türklerle ҫok fazla bir ilişki kurmak istemiyorlar. Hatta ‘etnik ve dini  kimlıği korumak iҫin ışbirlığı yerine soğuk, mesafeli zaman zaman da gergin pozisyon almayı tercih ediyorlar.

Batı Avrupa ülkelerine ilk geldiklerinde kendilerine sığınılacak liman sunulacağını sanmışlar ancak başta Hollanda olmak üzere dinin sosyal hayattan tecrid edildiği bir toplum kendilerine Hiristiyan dindaş yerine “melteci”gözü ile bakmakta. Başlangıҫta Kiliselerin de mültecilere ev sahipliğı yaptığını vurgalamamız gerekiyor.  Bu olgu zamanla bir etkileşime neden olmakta hatta Proteston Süryani Kilisi`nin de kurulmakda olduğunu burdan belirtelim.

 

Türkiye Süryanileri

Kısa bir dönem UETD Hollanda adına sayın Mahir Ünal`ın Hollanda`daki programını hazırlayan ekipdeydim ve telkinlerimle Amsterdam`daki Süryani Kilisesi`ni ziyaret etmişlerdi. Bundan her iki taraf da ҫok memmun ayrılmıştı.

Aslında tüm Türkiye`nin genelinde yaşanılan tapu-kadastro kaosu, asırlarca sahip oldukları bölgelerde karmaşa ҫıkarınca –haklı olarak- ҫok farklı anlam yüklemelerle bir algıya kapanıyorlar.  Mor Gabrial Kilisesi`ndeki durum kısmen düzelse, Mardin`de Üniversite`de akademik düzeyde Süryanice bölümü olsa da resmi dini eğitimlerinin ve dil okullarının olmaması demokrasimiz adına bir eksiklik. Bugün tüm Türkiye`de 3-5 bin Süryani kaldığı belirtiliyor. Bu hazin taplo kısa bir dönem öncesine kadar değışiyordu. Avrupa`dan tersine geri göҫler başlamıştı. Son dönemde yeniden bir duraksama söz konusu.

Türkiye ҫoktan kendi coğrafyası ile barıştı. Bu elbette kültürel anlamda kendisini azınlık hissedenler iҫin de geҫerli. Kendisini dezavantajlı hisseden ҫevrelere birinci sınıf vatandaş olduklarını hissettiren aҫılımlar umarız tez zamanda yeniden devam eder. Olağanüstü dönemin hemen sonrasında yeniden ҫok daha kalıcı bir zihniyet değişimi ile Selҫuklu ve Osmanlı`nin ҫok kültürlü, ҫoğulcu ve birlikte yaşama azmini esas alan yeni bir dönem başlar. Süryanilerin kadım kültürlerini korumak, yaşatmak ve geliştirmek tarihi bir mirasdan öte insanlığa vefa borcudur. Cünkü yakın zamanda kaybolmak tehlikesi ile karşı karşıya bir dilleri var.

Bu bakımdan anadillerinde resmi dil ve din eğitimi yasal zemine kavuşturulmalıdır. Türkiye`deki muhafazakar kesimin eskiye göre genişleyen insan hakları ve özgürlük duyarlılığı bu zemini kolaylaştırır. Hoşgörü sözü lafta kalmamalı. Birbirimizi daha iyi tanımalıyız.

Konferans esnasında metropolite soru sorma imkanımız da oldu. Türk toplumu olarak Süryanilerle daha iyi ilişki iҫinde olmak iҫin bazı girişimlerimizin karşılık bulmadığını ilettim. Ama öncelikle şu soruyu yönelttim:-

Ortadoğu sürekli kaosların yaşandığı bir bölge. I. Dünya Savaşının yine maalesef
devamını yaşıyoruz. Aslında bitmemiş bir savaşın. Dışarıdan müdahalelerle ülkeler destabilize ediliyor.
Irak`a ‘nükleer silah var’ bahanesi ile girdiler 1 milyon insan öldükten sonra “yokmuş” dediler.

Türkiye`deki Gülenist darbe girişimi de bunun (destabilize etmenin) bir parҫası idi. Maalesef reformlar da bundan sonra durdu. Ortadoğudaki savaşlardan, kargaşalardan sizler de oldukca etkileniyor olmalısınız. Bundan bahsedebilir misiniz lütfen?

-(özetle) Tüm Ordadoğu`da istenilmediklerini düşünüyorlar. Buralara gelenlerin ҫoğu köprüleri yakıyor. Ama Bazı entellektueller farklı düşünüyor. Örneğin Ürdün Kralı Doğu Hiristiyanlığı`nın İslam medeniyetine geniş katkılarını yazdı.

Irak`da Basra ve Bağdan Küzey Irak`a doğru bir göҫ haraketi yaşadık. Oradan da Batılı ülkelere kaҫtılar.  Başka bir örnek Israil`den Jabra Brahim Jabra isimli bir Süryani Ingiltere`de tüm Batı Edebiyatını Arapҫa`ya kazandırmıştı. Geҫen cenazesinin ne kadar hazin olduğuna, evinin yıkıldığı, tahrip edildiği haberine rastladım.

Share
689 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ