İSTANBUL (AA) – El Hamra Sarayı'nın inşa sürecini ele alan "The Builders of Alhambra" (El Hamra'yı İnşa Edenler) belgeselinin yönetmeni Isabel Fernandez, SufiCorner İstanbul işbirliğiyle düzenlenen etkinlikte sinemaseverlerle bir araya geldi.
Program, Gırnata Emirliği döneminde inşa edilen El Hamra Sarayı'nın mimari hikayesini anlatan belgeselin gösteriminin ardından söyleşiyle devam etti.
Söyleşide Fernandez, Türkiye'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, ziyaretinin İspanya ile Türkiye arasındaki kültürel benzerlikleri daha güçlü hissetmesini sağladığını söyledi.
Filmin Türkiye'de iki kez gösterildiğini ve TRT 2 ekranlarında da yayınlandığını hatırlatan Fernandez, yapımın izleyicilerle kurduğu güçlü bağın kendisini duygulandırdığını ifade etti.
– "El Hamra Sarayı Avrupa'da film çekmesi en zor yapı"
Fernandez, Endülüs tarihine ve mimarisine her zaman ilgi duyduğunu ve El Hamra Sarayı'nı defalarca ziyaret ettiğini, her defasında da derin bir hayranlık duyduğunu anlattı.
İspanya'daki eğitim müfredatında Endülüs döneminin daha çok sanat tarihi ve önemli birkaç kral üzerinden anlatıldığına dikkati çeken yönetmen, "Bizim müfredatımızda yaratım ve yaratıcılar arasındaki insani ilişkiyi anlama sürecine girmiyorlar. Orta Çağ tarihçisi bir arkadaşımla konuşurken bana buranın yeterince anlatılmadığını söyledi. Benim başlangıç noktam buydu." dedi.
El Hamra'nın sadece Müslümanlar için değil, İspanyollar için de ikonik bir saray olduğunun altını çizen Fernandez, yapının mimari etkilerinin ve yorumlamalarının muazzam bir boyutta olduğunu aktardı.
Fernandez, sarayın üzerindeki etkisini rasyonel bir şekilde anlamaya çalıştığını söyleyerek, şöyle devam etti:
"Güzelliğin denklemini bulmak önemliydi. Pek çok cami ve saray ziyaret ettim. Hiçbirinden bu derece etkilenmedim. Rasyonel bir şekilde gözlemleyerek hiçbir yerde bulamadığınız o hissin nedenini aradığınızda, o duvarların içinde neyi farklı yaptıklarını göremiyorsunuz. Bu gizemli bir şey. Ben de bunu benzersiz kılmak için bu projedeki sırrı veya formülü bulmaya çalıştım."
El Hamra Sarayı'nda film çekmenin zorlukların bahseden Isabel Fernandez, "Bence burası Avrupa'da film çekmesi en zor yapı. Sadece medya kuruluşları, küçük kameralarla çekimler yapabiliyor. Bu noktada ilk aşamam yönetimle iletişime geçerek onlara burada henüz anlatılmamış ama anlatılması gereken şeyler olduğunu göstermek oldu. Bu biraz zordu." ifadelerini kullandı.
– "Biz kendi tarihimizle kendimizi güçlendirmeliyiz"
Belgesel sürecinde Granada Üniversitesi ile anlaşma yaptığını aktaran yönetmen, araştırma kaynaklarının tamamen İspanyolca ve Arapça olmasını istediğini, Anglo-Sakson teorileri dışarıda bırakmaya özellikle odaklandıklarını vurguladı.
Fernandez, İspanyol toplumunun Endülüs konusunda muazzam bir akademik ve bilimsel kaynağa sahip olduğunu, ancak bu bilginin normal vatandaşa aktarılamadığını söyleyerek, şunları anlattı:
"Anglo-Sakson akademisinin bu konuyu bir pazarlama stratejisi olarak kullanmasından hoşlanmıyorum. Fransa'da Endülüs'ü öğrenmek isteyen biri bile gidip bir Anglo-Sakson kaynağı okuyor, bunu kabul edemeyiz. Biz kendi tarihimizle kendimizi güçlendirmeliyiz. İspanyol meslektaşlarıma her zaman söylüyorum, elimizde bir hazine var ama bunu kullanmıyoruz. Bugün İspanyol toplumunda yaşanan birçok sorun ve kutuplaşma, aslında bu dönem hakkındaki cehaletten kaynaklanıyor."
Belgeselin anlatıcısı olarak Endülüslü devlet adamı ve şair İbnü'l-Hatib'i seçme nedenine dair ise Fernandez, "Araştırma sürecinde ana kaynağın her zaman aynı kişi olduğunu keşfettik ve İbnü'l-Hatib'in hikayenin anlatıcısı olmasına karar verdik. Kendisi harika bir karakter ve 7 yıldır onunla yatıp kalkıyorum. Ayrıca hikayenin insani yönünü pekiştirme hedefimi de gerçekleştiriyordu. Çünkü gerçekten var olmuş birinin perspektifine ve tüm yaşananları nasıl deneyimlediğine dahil oluyoruz." dedi.
– "Televizyonlar için fazla iyi bir yapımdı"
Fernandez, yapımda El Hamra'yı sadece mimari bir eser olarak değil, bir sanat ifadesi olarak ele almak istediğini dile getirerek, "Ben bir sanat ifadesi üzerine konuşmak ve arkasındaki anlamı bulmak istiyordum. Tıpkı Pablo Picasso üzerine bir belgesel hazırlıyormuşum gibi. Buradaki Pablo Picasso kim? Kimse. Bu kolektif bir çalışma. Bir sanat eseri ortaya koyan, bir insanı anlamak için onun zamanını, bağlamını anlamanız gerekir." görüşlerini paylaştı.
Belgeselde siyasi çekişmelerden ziyade kültürel mirasa odaklandıklarını vurgulayan yönetmen, "Başından beri hanedanlık sorunlarından, siyasi çatışmalardan bahsetmeyeceğimizi belirttim. Bu tür olaylar yaşandığında hızlıca geçiyor ve biz asıl konumuza devam ediyoruz. Bunun dışında yüzlerce yıllık Endülüs dünyasının bir sentezi ve mirasçısı olan Granada'nın tüm o sosyal tablosunu bu kusursuz yapı aracılığıyla tasvir etmeye çalıştık." değerlendirmesinde bulundu.
Filmin bütçe ve sinema yolculuğuna değinen Fernandez, şunları kaydetti:
"Bu film televizyon ekranlarında aynı başarıyı yakalayamadı. Çünkü televizyon için 'fazla iyi' bir yapımdı. Televizyon kanalları ne yazık ki derinliği olmayan, basmakalıp ve önceden yapılandırılmış, izleyiciyi sıkıcı bir döngüye sokan içerikleri tercih ediyor. Yüksek kültürel temaları, sinematik bir vizyonla ve geniş kitleleri hedefleyen bir otokontrol mekanizmasıyla ele almalıyız. Tabii ki bu durum büyük bütçeler ve her anlamda iddialı olmayı gerektiriyor. Bu da pazar standartlarının tamamen dışına çıkmak anlamına geliyor."
Tarihsel belgesellerin genellikle sıkıcı olmasından yakınan Fernandez, El Hamra belgeseliyle İspanya'daki büyük bir boşluğu doldurmayı hedeflediğini belirtti.
Usta yönetmen, söyleşide yeni projelerinin müjdesini de vererek, İspanyol bir yazar hakkında daha küçük ölçekli yeni bir belgeseli tamamladığını, bu filmin İspanya'daki festivallerin ardından kasım ayında sinemalarda vizyona gireceğini paylaştı.
Birkaç ay önce de farklı bir projeye başladığını söyleyen yönetmen, büyük düşünür ve tarihçi İbn Haldun üzerine yeni bir belgesel ile ilgili ilk adımları attığını sözlerine ekledi.



