Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Funda Ileri
Funda Ileri

Aslan ve Tekboynuz

Evelsi gün Lahey’de katıldığım ve Aslan ve Tekboynuz metni üzerinden yürütülen buluşma, klasik bir edebiyat sohbeti değildi. Bu, Avrupa’nın bugün içinde bulunduğu kırılgan siyasal atmosferi anlamaya dönük ciddi bir zihinsel egzersizdi.

George Orwell 1940 yılında, Nazi bombardımanı altındaki Londra’da çok temel bir soruyu ortaya koyuyordu:

Modern, eğitimli ve kültürel olarak gelişmiş toplumlar nasıl olur da otoriterliğe sürüklenir? Ve daha önemlisi, bu gidişata karşı direnç nasıl inşa edilir?

Aradan onlarca yıl geçti. Ancak soru hâlâ güncel. Hatta belki hiç olmadığı kadar.

Eski Hollanda: Polder Modelinin Gücü

Hollanda’yı güçlü kılan unsurlardan biri tarihsel olarak “polder modeli”ydi. Bu model yalnızca bir uzlaşı kültürü değil, aynı zamanda krizleri birlikte yönetme iradesiydi. Devlet, işverenler, sendikalar ve toplum kesimleri aynı masada buluşur; farklılıklar çatışma yerine müzakereyle çözülürdü.

Bu sistem:

  • Güven üretiyordu.
  • Kurumsal istikrar sağlıyordu.
  • Toplumsal kutuplaşmayı dengeliyordu.

Bugün ise tablo daha karmaşık. Hükümetlerin sık düşmesi, koalisyonların kırılganlaşması ve kamusal tartışmanın sertleşmesi, uzlaşı kültürünün zayıfladığını gösteriyor. Soru şu: Polder modeli neden çözülüyor? Ve onun yerini ne alıyor?

Orwell’in işaret ettiği tehlike tam da burada başlıyor. Toplumun ortak zemin kaybı, demokratik dayanıklılığı zayıflatır.

Bir zamanlar uzlaşı kültürüyle örnek gösterilen bir ülkenin bugün daha sert bir siyasi iklime sahip olması tesadüf değil. Küresel belirsizlikler, göç tartışmaları, ekonomik baskılar ve kimlik siyasetleri, toplumları daha kırılgan hale getiriyor.

Ancak kritik soru şu:

Bu kırılganlık otoriter refleksleri mi güçlendirecek, yoksa demokratik yenilenmeyi mi tetikleyecek?

Orwell’in cevabı nettir:

Demokrasi pasif bir sistem değildir. Onu ayakta tutan şey, bilinçli yurttaşların aktif katılımıdır.

Lahey’deki o akşam, geçmişi konuşurken aslında geleceği tartışıyorduk.

Demokrasi kendiliğinden sürmez.

Uzlaşı kültürü kendiliğinden devam etmez.

Hukuk devleti otomatik pilotta işlemez.

Bunların her biri irade ister.

Bugün Avrupa’nın ve Hollanda’nın ihtiyacı olan şey, korku üzerinden siyaset değil; değerler üzerinden yeniden inşa edilmiş bir toplumsal sözleşmedir.

Orwell’in bombardıman altındaki Londra’da sorduğu soruya bugün biz cevap vermek zorundayız: Teslim mi olacağız, yoksa demokratik cesareti mi seçeceğiz

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER