Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Funda Ileri
Funda Ileri

Vazgeçmenin Zarafeti

Toplum olarak bize erken yaşlardan itibaren öğretilen bazı cümleler vardır: “Düştün mü kalk”, “Pes etmek yok”, “Sabreden kazanır.” Bu öğretiler ilk bakışta dirençli bireyler yetiştirmenin anahtarı gibi görünür. Ancak kimse bize şu kritik ayrımı öğretmez: Ne için direniyoruz ve neye rağmen kalıyoruz?

Bugün birçok insan; ilişkilerde, iş hayatında, hatta sosyal çevresinde, artık kendisini beslemeyen alanlarda kalmaya devam ediyor. Bunun adı çoğu zaman “sadakat” olarak konuluyor. Oysa gerçekte bu, geçmişe duyulan bir borç hissi. Zihin sürekli aynı soruyu fısıldıyor: “Bunca yıl boşa mı gidecek?”Ama asıl soruyu sormaktan kaçıyoruz: “Bu şekilde devam edersem, önümdeki yıllar da boşa gitmeyecek mi?” Geçmişte verdiğiniz emek, geleceğinizi garanti altına almaz. Aksine, yanlış bir yerde ısrar etmek, en değerli iki kaynağınızı, zaman ve enerji, sessizce tüketir. Ve bu kayıp, geri kazanılamaz.

Toplum sabrı yüceltirken, sınır koymayı öğretmedi. Oysa sabır ile kendini yok saymak arasında ince ama hayati bir çizgi vardır. Eğer sürekli aynı döngü içindeyseniz, değişim yoksa, saygı yoksa, ilerleme yoksa… bu sabır değil, kendini terk etmektir. En tehlikelisi de “alışmak.” İnsan, ait olmadığı bir yerde kalmaya alıştığında, önce rahatsızlığı azalır, sonra farkındalığı. Ve bir süre sonra, kendisinin eski versiyonunu hatırlamakta zorlanır.

Birçok kişi gitmekten değil, dönüşmekten korkar. Çünkü her ilişki, her ortam bize bir rol verir. O rolden çıktığınızda, sadece bir insanı ya da bir düzeni değil, aynı zamanda o rol içindeki kimliğinizi de geride bırakırsınız. İşte asıl korku budur: “Ben artık kim olacağım?” Ancak büyüme tam da burada başlar. Bazı kimliklerin ölmesi gerekir ki, daha gerçek bir versiyonunuz doğabilsin.

Bir diğer yanılsama ise umut bağımlılığıdır. “Belki düzelir” düşüncesi, çoğu zaman gerçekliğe değil, korkuya dayanır. İnsanlar değişebilir, evet. Ama herkes değişmek istemez. Ve istemeyen biri için siz ne kadar sabrederseniz sabredin, sonuç değişmez. Bu noktada vazgeçmek, bir zayıflık değil; yüksek farkındalığın bir sonucudur. Vazgeçmek, kendinize verdiğiniz bir sözdür:  “Ben kendimi, beni tüketen hiçbir şeye feda etmeyeceğim.”

Direnmeniz gereken yerler vardır: değerleriniz, gelişiminiz, onurunuz. Ama bırakmanız gereken yerler de vardır: saygısızlık, sürekli zarar, tekrar eden hayal kırıklıkları ve dinmeyen iç huzursuzluğu. Hayatın en büyük ironisi şudur: İnsan, kaçtığını sandığı şeyin içinde yaşamaya devam eder. Değişimden korkarken, aslında değişmeyen bir döngünün içinde sıkışıp kalır.

Sonunda ise çoğu zaman aynı cümle kurulur:  “Hayatımın en güzel yılları geçti.”Oysa mesele geçmişi kurtarmak değil, kalan ömrü doğru kullanmaktır. Sadakat, geçmişe değil; kendinize, değerlerinize ve potansiyelinize olmalıdır. Ve bazen en güçlü karar, kalmak değil… gitmektir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER