Bir zamanlar insan tanımayı severdim. Her yeni yüzün ardında güzel bir hikâye, her yeni selamın içinde samimiyet arardım.
Zaman geçtikçe anladım ki insanı yoran, kalabalıklar değil; kalabalıkların içinde kaybolmuş vicdanlardır.
Öyle insanlar tanıdım ki bencilliklerini fedakârlık diye sundular. Fitneyi hakikat, riyakârlığı nezaket, dönekliği ise şartların gereği olarak anlattılar. En çok da inancını dilinde taşıyıp ahlakını yüreğinde taşımayanlar yordu beni. Allah’ın adını anarken kul hakkını hiçe sayan, doğruluktan söz ederken adaletin yanından bile geçmeyen insanlar…
Her hayal kırıklığı, insandan bir parça alıp götürüyor. Güven biraz eksiliyor, umut biraz soluyor, insanın içindeki o saf taraf sessizce yoruluyor. Sonra fark ediyorsun ki gerçek mücadele, iyi insanı bulmak değil; onu ararken kendi iyiliğini kaybetmemekmiş.
Elbette biliyorum; bu dünyanın bütün insanları aynı değil. Hâlâ sözüyle özü bir olan, vicdanını menfaatine satmayan, kalbini kirletmemiş insanlar var. Fakat o cevheri bulabilmek için bazen öyle çok taşın arasından geçmek gerekiyor ki, yolun sonunda insanın avuçlarında yalnızca yorgunluk kalıyor.
İşte bu yüzden yalnızlık, benim için bir kırgınlığın sonucu değil; huzurun tercihidir. Kimseye küsmekten değil, kendimi tüketmek istememekten doğan bir sessizliktir. Çünkü insan bazen en çok, kendi kalbinin yanında dinlenir.
Artık kalabalıklara karışmak için çabalamıyorum. Herkesi hayatıma sığdırmaya çalışmıyorum. Her geleni dost, her güleni samimi sanmıyorum. Çünkü öğrendim ki insanı ayakta tutan, çevresindeki insanların çokluğu değil; yanında kalanların gerçekliğidir.
Belki bu yüzden tek başımayım.
Ama yalnız değilim.
Çünkü insan, kendi vicdanıyla dost olduğu sürece hiçbir zaman gerçekten yalnız kalmaz. Ben de bugün, insanlardan kaçtığım için değil; insanlığımı koruyabilmek için kendime sığınıyorum. Zira bazı kalabalıklar insanı eksiltir, bazı yalnızlıklar ise yeniden tamamlar.
Yeşim Sevince



YORUMLAR