Gel zaman git zaman…
Takvim yaprakları rüzgâra kapılmış kuru yapraklar gibi savrulurken insan, en sonunda yine kendine düşüyor. Kalabalıkların içinden geçiyor, yüzler görüyor, sesler duyuyor ama akşam olunca kapıyı kapattığında geriye tek bir nefes kalıyor: kendi nefesi.
Hayat dediğin uzun bir meydan savaşı gibi başlıyor. Herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyor; umutlar omuzda bir bohça, hayaller elde bir pusula. Koşuyoruz. Yoruluyoruz. Yeniliyoruz. Ayağa kalkıyoruz. Bir süre sonra insan fark ediyor ki savaş dışarıda değil, içeride kopuyor. En sert rüzgâr kalbin içinden esiyor.
Sonra bir gün… Gürültü azalıyor. Alkışlar susuyor. Telefonlar daha az çalıyor. İnsan, kendi gölgesinin sesini duymaya başlıyor. İşte o sessizlik var ya, önce ürkütüyor. Duvarlar büyüyor sanki, odalar derinleşiyor. Yalnızlık bir misafir gibi kapının eşiğinde bekliyor. Kaçsan da geliyor, kabullensen de.
Ama zaman geçtikçe anlıyorsun; yalnızlık aslında karanlık bir kuyu değil. Bir ayna. İçine bakmaya cesaret eden için berrak bir su. Orada kimseye güçlü görünmek zorunda değilsin. Kimseye ispatın yok. Yaralarını saklamıyorsun. Kendinle kalıyorsun; çıplak, sade ve gerçek.
Hayat savaşı bir yere kadar sürüyor gerçekten. Sonrası dingin bir akşamüstü gibi. Gökyüzü pembeye çalıyor, kuşlar yuvalarına dönüyor. Sen de içindeki gürültüyü yavaşça yerine bırakıyorsun. Anlıyorsun ki insan en çok kendine sığınır. En sağlam liman yine kendi yüreğidir.
Gel zaman git zaman…
Herkes gider. Mevsimler değişir. Yollar ayrılır. Ama insan, en sonunda kendine varır.
Ve belki de asıl huzur, o varışta gizlidir.
Yeşim Sevince / 04.03.26′



Harika bir yazı daha 🙏